← →

Ocaktan: MİT’te Aktif Hrant’ta Suskun

Star Yazarı Mehmet Ocaktan, "Eğer savcılar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağırma konusunda gösterdikleri gayretin binde birini Hrant Dink davasında gösterebilselerdi" dedi ve ekledi. İşte o yazı

Ocaktan: MİT’te Aktif Hrant’ta Suskun
PAYLAŞ

Devlet Denetleme Kurulu, Hrant Dink cinayeti ile ilgili kararını açıkladı. Raporun bundan sonraki süreç açısından en can alıcı ifadesi şudur: “Yaşama hakkının korunmasını yerine getirmeyen kamu görevlilerinin ihmal ve kusurlu davranışlarının, adli yargı organlarınca soruşturulması uygun olacaktır.”

Mahkemenin ta işin başında yapması gereken noktaya geri döndük.

Maalesef, bütün mahkeme safhası boyunca yargılama eksik yapılmış, ihmal ve kusurları bulunan görevliler adli yargılama sürecine dahil edilememiştir.

Oysa, gerek Meclis İnsan Hakları Hrant Dink Alt Komisyonu’nun, gerekse Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun sonuçları jandarma ve polis ayağındaki ihmal ve kusurları çok net bir şekilde ortaya koymuştu. Mahkeme, sadece bu raporları esas alarak bile yürüseydi, vicdanları yaralayan karar ortaya çıkmayabilirdi.

Mahkeme’nin, jandarma ve poliste ihmali olanları yargılamasına mani hiçbir engel yoktu. Bir kere Başbakanlık, yargılama talebi için yapılan bütün başvurulara izin vermiş, ancak idare mahkemesi iptal etmiştir.

Ayrıca unutmayalım ki, Hrant Dink davasını yürüten mahkeme Özel Yetkili Mahkeme’dir. Bu mahkemeler, kimseden izin almadan, istedikleri kişiyi alıp yargılama yetkisine sahiptir.

Nitekim, Özel Yetkili Mahkemeler, 60’a yakın muvazzaf komutanı kışladan alıp, hiçbir makamdan izin istemeden tutuklayarak yargılamaya başlamıştır.

Ergenekon’da, Balyoz’da, İnternet Andıcı’nda olduğu gibi, Hrant Dink davasında da jandarma ve poliste ihmali olanları yargılayabilirdi. CMK’nın 250. maddesi bu konuda Özel Yetkili savcılara sınırsız imkanlar sunmaktadır.

Ancak nedense, mahkeme böyle bir yolu hiç tercih etmemiştir.

Eğer savcılar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağırma konusunda gösterdikleri gayretin binde birini Hrant Dink davasında gösterebilselerdi, eminim bugün vicdanlarımızı kanatan böyle bir sonuçla karşılaşmayacaktık.

Düşünün ki, Başbakan Erdoğan 30 yıldır yasalar tarafından kendisine verilen hakkını alabilmek için, MİT kanununun 26. maddesini parlamentoda yeniden değiştirmek zorunda kaldı. Yani, Hakan Fidan’ı özel yetkili savcıların elinden ancak yasa çıkararak kurtarabildi. Savcıların, bu sınırsız yetkilerini Hrant Dink davasında kullandıklarına hiç tanık olmadık.

Bu davadaki gariplikler sadece bununla da sınırlı değil elbette. Mesela, tuhaf bir şekilde, Hrant Dink’in avukatları da, Özel Yetkili Mahkeme’nin istediği yetkiliyi yargılayabileceği gerçeğine hiçbir şekilde dikkat çekmemiştir. Herhalde avukatlar, davanın Özel Yetkili bir mahkemede sürdüğünü bilmiyor olamazlar. Doğrusu, çok kafa karıştırıcı bir iş...

Mahkeme bitip, vicdanlar yaralandıktan sonra, avukatlar dahil herkes, bütün bu işlerin vebalini siyasi iktidara fatura edip, vicdanlarını rahatlatmayı tercih ettiler.

İktidar ne yapması gerekiyordu da yapmadı, kimse bunu dürüstlükle ifade etme cesaretini maalesef gösteremedi. Başbakanlık, istenen bütün izinleri vermiş, bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan, olayın arkasındaki her şeyin aydınlatılmasını açıkça ifade ederek siyasi iradenin kararlılığını ortaya koymuştur.

Daha ne yapılması gerekiyordu ki... Herhalde yargılamayı da Başbakanın yapacak hali yoktu.

Yayın Zamanı : 22 Şubat Çarşamba 2012 10:26

KULİS

TELEVİZYON

İNTERNET-MOBİL

RÖPORTAJ


GAZETE BAŞLIKLARI