
Sonbahar yaprakları gibi düşüyor birer birer.
Kimi sırtüstü düşüp ölüveriyor boylu boyunca, kimi can çekişiyor uzakta.
Sözler öylesine manasız, kelimeler öylesine kifayetsiz ki…
Bir derin suskunluk sadece elden gelen. Nostaljik bir hüznün pençesinde…
Ya biz kirliydik, ya da biz büyüdükçe kirlendi dünya.
Kararmaya başladı, hani o içtenlikle, birbirimizi hissederek kalem salladığımız anı sayfaları.
Yazmak yerine silmeye başladık belki de, kimbilir…
Bizi birbirimize sımsıkı bağlayan o sıcacık gülümseyişler, yalanlar ve ihanetlerin gölgesinde soluk bir resme dönüşmüş.
Aynı şehirde yaşayan, yabancılarız artık. Birlikte yemek yediğimiz o kap kirletilmiş.
Neye yarar ki “Merhaba, nasılsın?” demek kalpler laçka olduktan sonra.
Belki her şey kötü bir Yeşilçam filminden ibaretti, bilemedik. Belki her şey basit bir illizyondu, sihir olduğuna inanmak istediğimiz.
Ama apansız ortaya çıkacaktı elbet kralın çıplak olduğu. Bunu içimizdeki çocuk gösterecekti ummadığımız bir anda. Kral çıplak, kral çıplak, kral çıplak!!!
Oysa ben öylesine inanmıştım ki o krala ve onu giydirenlere…
Birgün sorulacak mı acaba; “neden bu kadar çok günah işledik!” diye.
Yoksa; “Gidenin ve yapanın yanına kar kalır!” deyip gülecek mi kralı giydirenler…
Bilmiyorum...
Sonbahar yaprakları gibi düşüyor birer birer.
Kimi sırtüstü düşüp ölüveriyor boylu boyunca, kimi can çekişiyor uzakta.
Sözler öylesine manasız, kelimeler öylesine kifayetsiz ki…
Bir derin suskunluk sadece elden gelen. Nostaljik bir hüznün pençesinde…
Yollar uzadıkça uzuyor, yüreğimde sonbahar rüzgarları esiyor. Rüzgarın fısıltılarını dinliyorum.
O uzayan yollarda daha bir heyecanla basıyorum gaza, bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman kadar mutlu…
MedyaKulisi.Com MosMedya yapımıdır. 2004-2008 İstanbul