Anasayfa - RSS - 11 Mart 2010 Perşembe 06:19
Medya Kulisi Tüke meyası haber merkezi
Medya kulisi arama

Sabahattin Talu

Gelin çözelim olmaz, önce şartlarımız var

24 Haziran 2009 Çarşamba : 00:00

Şu sıralar herkes bir “çözüm” tutturdu gidiyor. Yaklaşık 25 yıldır akan kan ve gözyaşı için çözümün çareleri aranıyor. Bu sürecin başlangıcı ve tetikleyeni ise “tarihi fırsat” ve “önümüzdeki günlerde güzel şeyler olacak” açıklamaları. Açıklamaların sonuçlarına ilişkin emareler ise, PKK ve sözcüsü DTP tarafından özellikle takip ediliyor. DTP, şu sıralar “Hani ? Ortada bir şey yok” derken, Öcalan ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne iki aylık bir süre veriyor (!) ve ekliyor; “Eğer önemli gelişmeler olmazsa, Devlet sözünde durmazsa, ben bile örgütü engelleyemem (!), onlar (PKK) da gereğini yapar” diyerek, hem Devleti tehdit ediyor ve hem de örgüte mesaj gönderiyor.

     “Tarihi fırsat”tan kasıt; hükümet, muhalefet, asker ve daha önemlisi halkın, artık terörün bir şekilde bitmesinden yana olduğu ve bu işin de sadece askeri tedbirlerle ve mücadeleyle bitmeyeceğinin topyekün olarak anlaşılması olabilir. 

     “Güzel şeyler”den kasıt ise; TRT ŞEŞ ile başlayan, Kürtçe köy adları ve Kürtçe eğitim imkânlarının artırılması ile devam eden sürecin, bölgeye önemli ekonomik kaynakların aktarılması, yatırımlara hız verilmesi gibi daha çok ekonomik, sosyal ve kültürel uygulamalara ivme kazandırılması olabilir.

      Peki, “Tarihi fırsat” ve “Güzel şeyler”den, PKK ve sözcüsü DTP ne anlıyor?

     Bakın, PKK ve DTP’nin ne anladığı değil, asıl önemli olan, neyi anlamak istediği.

     Tüm boş zamanlarını tarih, sosyoloji, toplum bilimi üzerine yazılan kitapları okuyarak geçiren Öcalan, okuduklarından anladığı kadarıyla bazı çıkarımlarda (Onlara göre bunlar, çözümleme) bulunuyor. Tarihteki en bilinen filozofları, sosyologları, bilim ve ideoloji adamlarını dahi eleştirme cesareti ve donanımını kendinde bulan Öcalan, İmralı’dan, avukatları vasıtasıyla bazı açıklamalarda, yönlendirmelerde bulunuyor, çakma projelerini ortaya koyuyor. 
 

     Son projenin adı; “Demokratik Özerklik”. Yani, biraz “demokrasi”, biraz “özgürlük”, işte size proje.

     Apo, okuyor, okuyor, kendince anladıklarını harmanlayarak, yorumlayarak projelerini ortaya koyuyor ve avukatlarına dikte ettiriyor. Avukatlar, önce Kandil’i, bilahare DTP ile kendi basın-yayın organlarını bilgilendiriyor. Oluyor size “Kürt Anayasası”. Bu anayasaya kimse tek virgülü dahi ekleyemiyor veya tersi, çıkartamıyor. Çünkü, suç sayılıyor. Sırrı Sakık, “Biz milli maçlara gitmek istiyoruz” dedi, “O kim oluyor da öyle kendi başına konuşuyor!” diye fırça yedi. Aysel Tuğluk, “Şehit cenazelerine katılmak isteriz” dedi, “Parti (Önderlik. Yani kendisi) kararı olmadan kimse abuk sabuk açıklamalarda bulunmasın” diye azar işitti. Eee kolay değil, “önderlik” bu. Onlar da zaten bugüne kadar bir kez olsun seslerini hiç, ama hiç çıkartamadılar.

     Hal böyle iken, araştırmacı-karıştırmacı yazar Has Cemal, niye Kandil’e, ikinci adam Karayılan ile görüşmeye gitti ki, boşu boşuna masraf yaparak, biraz da zaman harcayarak. Olsun, yine de bizler, günler süren yazı dizisini okuyarak, “Bak bak, ikinci ağız Karayılan neler diyor!” dedik ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tehdit edebiliyor” diyerek biraz da kızdık hatta, kamuoyu olarak. Oysa ne gereği vardı ki, otur masana, aç ROJ TV’yi, aç Fırat Haber Ajansı’nı, ne olup bitiyor öğren, Öcalan ne diyor öğren, ne talimatlar verdi, veriyor öğren, sonra da al kahveni eline, köşende yaz, çiz, ilk ağızdan duyduklarını. Niye böyle kendini yorup, tehlikeye atıp, üstelik bir de masraf ediyorsun ki (!). Zamanlama da ilginç(!). Belki de “tarihi fırsat” diye düşünmüş olabilir(!). Kısaca, neden gitti, bilmiyoruz, nasıl gitti, onu da bilmiyoruz.

     Neyse, geçelim bildiğimiz asıl konumuza; “çözüme”.

     Proje belli; “Demokratik Özerklik”. Yani, özgürce kendi kendini yönetmek, Türkiye’den ayrı olarak. Neyse ki, toprak olarak ayrılmayı artık düşünmüyorlarmış (!). O toprak parçasının adı da belli. Dediler ya, “Birgün bu coğrafyanın (Kürdistan) adını kabul edecekler” diye. Yerel idareler, hem icra anlamında, hem de maddi anlamda güçlendirilmeli, yetkilendirilmeli ve merkezi yönetimden (Ankara) ayrı olarak kendi kendini, özgürce ve istediği gibi yönetebilmeliymiş (!). 
 

     Ancak, çözümde öncelik bu çakma proje değil. Çözümün en öncelikli vazgeçilmez şartı; Öcalan’ın veya PKK’nın muhatap alınması, bunlar olmazsa DTP’nin. Oysa, üçü de aynı kapıya çıkıyor, adres tek ve net; “İmralı”. İster PKK ile görüşün, ister DTP ile, sonuçta görüştüğünüz sadece ve sadece “Öcalan” olacaktır, bu kesin ve tartışılmaz.

     Peki, diyelim ki, kimi muhatap alırsanız alın, sonuçta ve kesinlikle karşınızdaki Öcalan olacağına göre, ne gibi bir talep veya şartla karşılaşacağınızı tahmin ediyorsunuz?

     Siz, size dayatılan tüm istekleri harfiyen yerine getirseniz dahi, özerklik de verseniz, ucu bucağı olmayan özgürlükler de tanısanız, toprak dahi verseniz, taleplerin ardı arkası kesilmeyecek ve nihayet son dayatma, Öcalan’ın serbest bırakılması olacaktır.

     DTP’li Sakık, katıldığı Mehmet Ali Brand’ın 32.GÜN programında, Birand’ın; “Süremiz bitmek üzere, çözüm için son cümlenizi söyleyin. Tek kelime. Ne yapılmalı?” diye yönelttiği soruya, Sakık’ın cevabı aynen şöyleydi, hiç düşünmeden ve heyecanla; “Genel bir af çıkarılsın, sorun hemen çözülür. Bakın göreceksiniz”.

     “Genel bir af”tan kasıt, affın, kesinlikle ve kesinlikle, sadece ve sadece, özellikle ve öncelikle Öcalan adresidir, bu kesin.

     Peki, sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin değil, neredeyse tüm dünya devletlerinin terör örgütü olarak gördüğü, bildiği, kabul ettiği bir örgütün liderinin serbest bırakılması mümkün mü, olabilir mi? Değil, olamaz.

     Peki, bunu Öcalan, PKK veya DTP bilmiyor mu? Tabii ki biliyor.

     O halde “Öcalan” dayatması, tek şartı, ön koşulu niye?

     Bu durumda çözüm olabilir mi? Çözümden bahsedilebilir mi? Hayır.

     Amaç? Ya “sözde” çözüm, ya çözümsüzlük.

     Eğer, gerçek anlamda bir çözüm olursa ne olur?

     Apo; güncelliğini, etkinliğini, gücünü yitirir, İmralı’da yavaş yavaş yaşlanır ve sonuçta çöker gider. 

     PKK; dağılma sürecine girer, kadrolardaki hareketsizlik örgütte yozlaşmayı beraberinde getirir, örgütten kaçışlar artar, üst düzey kadrolar sudan çıkmış balığa döner, yalnızlığa terk edilir.

     DTP; bölgedeki varlığı zayıflar, faaliyetleri sekteye uğrar, meydanları dolduramaz, seçimlerde aday dahi bulamaz, yok olup gider.

     Bunları, Apo, PKK üst düzey kadroları ve DTP’nin önde gelenleri tahmin etmiyorlar mı? Hem de nasıl.

     Çünkü, dayatma, diretme, çözümsüzlükte ısrar, bu tür örgütlerin, yapılanmaların yaşam kaynağıdır, ayakta tutanıdır, kısaca ilacıdır da ondan. 

Sabahattin Talu

sabahattintalu@gmail.com    



YAYINLANMIŞ YAZILARI
10 Mart 2010 Çarşamba : 00:00
“PKK dışarı"nın düşündürdükleri..

08 Mart 2010 Pazartesi : 00:00
İsrail mi teslim etti, ABD mi?

02 Mart 2010 Salı : 00:00
Temiz Hava Sahası!...

01 Mart 2010 Pazartesi : 00:00
BBG’DEN MOBESE’YE ÖZGÜR YAŞAM!

12 Şubat 2010 Cuma : 00:00
Faiili meçhul sakızı...

09 Şubat 2010 Salı : 00:00
Önce Uzan'dı, Sonra Gül'dü, Sonuçta Düşündürdü...

13 Ocak 2010 Çarşamba : 00:00
Önemli olan köşe yazarlığı teklifi değil!

07 Ocak 2010 Perşembe : 00:00
Onlar da bizim çocuklarımız (!)

06 Ocak 2010 Çarşamba : 00:00
Mardin'e dönmem!

29 Aralık 2009 Salı : 00:00
Küfürbaz Baykuş...

23 Aralık 2009 Çarşamba : 00:00
Cümleten Günaydın...

21 Aralık 2009 Pazartesi : 00:00
Tabanımız Böyle İstedi...

15 Aralık 2009 Salı : 00:00
Apolaman Kişilik, Avukatları ve diğerleri...

14 Aralık 2009 Pazartesi : 00:00
Tokat Eylemi ve Torbayı Büzebilmek...

07 Aralık 2009 Pazartesi : 00:00
Nokta Kondu, Bayrak Açıldı

02 Aralık 2009 Çarşamba : 00:00
Yine Kandil, Yine yazı dizisi...

23 Kasım 2009 Pazartesi : 00:00
Mahalle ve apartman sakinleri...

16 Kasım 2009 Pazartesi : 00:00
Anlayamadıklarım!

10 Kasım 2009 Salı : 00:00
''Öcü"den "Halk Önderi"ne!

05 Kasım 2009 Perşembe : 00:00
Bölmekten vazgeçtim!

02 Kasım 2009 Pazartesi : 00:00
Gücümü görmek istedim...

22 Ekim 2009 Perşembe : 00:00
Hepsi çöpe...

24 Haziran 2009 Çarşamba : 00:00
Gelin çözelim olmaz, önce şartlarımız var

17 Haziran 2009 Çarşamba : 00:00
Önce adını doğru koyun...

28 Mayıs 2009 Perşembe : 00:00
Kürt sorunu, açılımlar ve çözüm önerileri...

20 Mayıs 2009 Çarşamba : 00:00
Kürtçe köy isimleri ve akil adamlar...

13 Mayıs 2009 Çarşamba : 00:00
Bilge Köyü katliamının gündeme getirdikleri..

10 Mayıs 2009 Pazar : 00:00
Taş düşse Devlet'ten

04 Mayıs 2009 Pazartesi : 00:00
Sorunun adını şimdi daha net koyabiliriz...

01 Mayıs 2009 Cuma : 00:00
Son kullanılma tarihi...

22 Nisan 2009 Çarşamba : 00:00
Nereden Nereye...

14 Nisan 2009 Salı : 00:00
Delinin biri, uyanıklar ve akılsız başlar.

09 Nisan 2009 Perşembe : 00:00
Mesajın Düşün"dürtdükleri"

03 Nisan 2009 Cuma : 00:00
Bardağın boş tarafı.

26 Mart 2009 Perşembe : 00:00
"SEN TEK'SİN, BİR'SİN, EN'SİN, ÇOK'SUN (!)"

23 Mart 2009 Pazartesi : 00:00
Güneydoğu'daki muhtemel seçim sonuçları

19 Mart 2009 Perşembe : 00:00
Ortada kuyu var, yandan geç.

16 Mart 2009 Pazartesi : 00:00
Dil'in masumiyeti

14 Mart 2009 Cumartesi : 00:00
At gözlüklü romantik bakış

13 Mart 2009 Cuma : 00:00
Sen de mi Leyla!


Bu yazıya yorumunuzla katkıda bulunun!
Sen de Yorumla !
Adınız :
Yorumunuz :


Yorumlar


Editöre HABERVER!

Bize haber verebilirsiniz
editor@medyakulisi.com


YAZARLAR
Aşkın Gönüler
Aşkın Gönüler 10 Mart 2010 Çarşamba
Muhalefet aranıyor!

Sabahattin Talu
Sabahattin Talu 10 Mart 2010 Çarşamba
“PKK dışarı"nın düşündürdükleri..

Mustafa Göktaş
Mustafa Göktaş 08 Mart 2010 Pazartesi
Devlet Memuru İnternet de yazabilir mi?

Abdullah Yücetürk
Abdullah Yücetürk 16 Şubat 2010 Salı
Bu zulüm ‘İmam Hatipli’ değiliz diye mi?

Gündoğdu Yıldırım
Gündoğdu Yıldırım 03 Şubat 2010 Çarşamba
Tekel İşçileri...


MedyaKulisi.Com MosMedya yapımıdır. 2004-2008 İstanbul

[HyperLink1]
web üretim : inforset